Cemaat ve Tarikat Mensupları Birbirlerine Nasıl Davranmalı ?

Cemaat ve tarikat mensuplarının birbirlerine karşı nasıl davranması gerektiği ile alakalı Risale-i Nur’da geçen bir yerin (20. Lema, 2. Sebep) kısa bir şerhini yaparak konuyu açmaya çalışacağız.

  1. Müspet/pozitif hareket etmek. Yani işi ve gayreti, meşguliyet ve fikri kendi cemaati ya da tarikatını sevme, vazifelerini yapma ve Allah’ı razı etmek için gayret etmek olmalıdır. İşi gücü başkalarının eksik ve kusurlarını görmek, diğer cemaat ve tarikatleri, mensup veya liderlerini eleştirmek olmamalı. Kısaca kendi gittiği yolda Kuran ve iman hizmeti ile uğraşmalı.
  2. İslamiyet içinde olmak şartı ile (İslamın esasına uymayan, başörtüsüne füruat diyen, Muhammeden Rasülullah demeden cennete gidileceğini iddia eden ve benzerleri hariç) nasıl bir yöntem veya tarz ile hareket ediyor olurlarsa olsun diğer tarikat veya cemaatlerle muhabbet ve ittifak (birliktelik) vesilesi olacak bir çok ortak payda bulunduğunu düşünüp ittifak etmek, bir araya gelip farklılıkları bir kenara koymak ve birlikte Kurana ve milletin imanına hizmet edebilmek.
  3. Kendisini hak bir yolda gidiyor bilen her cemaat veya tarikat mensubu, kendi gittiği yolun en güzel veya en doğru yol olduğunu söyleyebilir. Fakat insaf gereği diğerlerinin hak olmadığını veya çirkinliğini ima ederek sadece kendi mesleğinin doğru veya güzel olduğunu söyleyemez.
  4. Allahın yardımını kazanmanın ve dinin izzet ve şerefini koruyabilmenin, hak ehli diğer tüm cemaat ve tarikatlarla ittifak ederek, omuz omuza vererek mümkün olabileceğini bilmek.
  5. Din, vatan ve millet olarak düşmanlarımızın kendi aralarındaki dayanışmaları ile ve hep beraber topyekün ortak akıl ve ortak ruhla saldırdığı bir zamanda, buna karşı bireysel olan mukavemetin (karşı koymanın) mağlup olacağı gerçeği ile hak ehli tüm cemaat ve tarikatlerin hep birlikte aynı şekilde ortak akıl ve ruh oluşturmaları ve yek vücut karşı koymaları.

Hakkı (Doğruluk ve dinin değerlerini), batılın (yanlış, sapkınlık) saldırısından ve zulmünden kurtarmak için her cemaat ve tarikat mensubunun;

  1. Nefsini (kendisini öne çıkarmayı, kendisini beğenmeyi ve öncelemeyi)
  2. Enaniyetini (benlik ve gururunu)
  3. Yanlış bir yorumla, inançsız ve özellikle din, vatan ve millet düşmanlarına karşı göstermesi gerekirken Müslümanlara karşı takındığı izzet ve gururunu
  4. Diğer cemaat ve tarikatlara veya mensuplarına karşı hiçbir gereği ve kıymeti olmayan rekabet hislerini terketmekle, ihlası (samimi, içten ve duru olmak, Allah için yapmak, karşılığını sadece ondan beklemek) kazanır ve kendi cemaat veya tarikati içerisinde İslamı yaşamak adına vazifelerini hakkıyla yerine getirebilir.

Eğitimci Yazar İbrahim Sökeli, 04.12.2016

İlgili kısmın orjinal osmanlıca nüshaları

20-lema-2-sebep_1 20-lema-2-sebep_2

İlgili kısmın latin harfleri ile yazılmış şekli.

İkinci Sebeb: Ehl-i dalâletin zilletindendir ittifâkları. Ehl-i hidâyetin izzetindendir ihtilâfları. Yani ehl-i gaflet olan ehl-i dünyâ ve ehl-i dalâlet, hak ve hakîkate istinâd etmedikleri için zayıf ve zelîldirler. Tezellül için, kuvvet almaya muhtaçtırlar. Bu ihtiyaç için de başkasının muâvenet ve ittifâkına samîmî yapışır. Hatta meslekleri dalâlet ise de, yine ittifâkı muhâfaza ederler. Âdetâ o haksızlıkta bir hakperestlik, o dalâlette bir ihlâs, o dinsizlikte dinsizdârâne bir taassub ve o nifâkta bir vifâk yaparlar ve muvaffak olurlar. Çünki samîmî bir ihlâs, şerde dahi olsa, neticesiz kalmaz. Evet, ihlâs ile kim ne isterse Allah verir. (Hâşiye-2) Ama ehl-i hidâyet ve diyânet; ve ehl-i ilim ve tarîkat, hak ve hakîkate istinâd ettikleri için ve herbiri bizzât tarîk-i hakta yalnız Rabbisini düşünüp, tevfîkine i‘timâd ederek gittiklerinden, ma‘nen o meslekten gelen izzetleri var. Zaaf hissettiği vakit;

Hâşiye-2: Evet, مَنْ طَلَبَ وَ جَدَّ وَجَدَ bir düstûr-u hakîkattir. Külliyeti ve genişliği, mesleğimize de şâmil olabilir.

insanların yerine, Rabbisine mürâcaat eder, meded ondan ister. Ve meşreblerin ihtilâfıyla, zâhir meşrebine muhâlif olana karşı muâvenet ihtiyâcını tam hissetmez, ittifâka ihtiyâcını göremez. Belki hodgâmlık ve enâniyet varsa; kendini haklı, muhâlifini haksız tevehhüm ederek, ittifâk ve muhabbet yerine, ihtilâf ve rekābet ortaya girer. İhlâsı kaçırır, vazîfesi zîr u zeber olur. İşte bu müdhiş sebebin verdiği vahîm neticeleri görmemenin yegâne çaresi, dokuz emirdir.

  1. Müsbet hareket etmektir. Yani kendi mesleğinin muhabbetiyle hareket etmek. Başka mesleklerin adâveti ve başkaların tenkîsi, onun fikrine ve ameline müdâhale etmesin, onlarla meşgul olmasın.
  2. Dâire-i İslâmiyet içinde hangi meşrebde olursa olsun, medâr-ı muhabbet ve uhuvvet ve ittifâk olacak çok râbıta-i vahdet bulunduğunu düşünüp, ittifâk etmek.
  3. Haklı her meslek sâhibinin başkasının mesleğine ilişmemek cihetinde hakkı: “Mesleğim haktır” yahud “Daha güzeldir” diyebilir. Yoksa başkasının mesleğinin haksızlığını veya çirkinliğini îmâ eden, “Hak, yalnız benim mesleğimdir” veyahud “Güzel, benim meşrebimdir” diyemez, olan insâf düstûrunu rehber etmek.
  4. Ehl-i hakla ittifâk etmek, tevfîk-i İlâhînin bir sebebi ve diyânetteki izzetin bir medârı olduğunu düşünmek.
  5. Hem ehl-i dalâlet ve haksızlık, tesânüd sebebiyle cemâat sûretindeki kuvvetli bir şahs-ı ma‘nevînin dehâsıyla hücumu zamanında, o şahs-ı ma‘nevîye karşı en kuvvetli ferdi olan mukāvemetin mağlûb düştüğünü anlayıp, ehl-i hak tarafındaki ittifâkla bir şahs-ı ma‘nevî çıkarıp, o müdhiş şahs-ı ma‘nevî-i dalâlete karşı, hakkāniyeti muhâfaza ettirmek.
  6. Hakkı, bâtılın savletinden kurtarmak için nefsini,
  7. Ve enâniyetini,
  8. Ve yanlış düşündüğü izzetini,
  9. Ehemmiyetsiz rekābetkârâne hissiyâtını terket­mekle ihlâsı kazanır, vazîfesini hakkıyla îfâ eder.

Risale-i Nur Külliyatı, 20. Lema, 2. Sebep – Lemalar Osmanlıca Orijinal Nüsha S. 157-158

Bir yanıt yazın